Yavuz Sultan Selim Mahallesi Muhtarı kimdir ?

Beyza

New member
Mahalle Mektebine Gitmesini Kim İstedi?

Geçtiğimiz günlerde, bir arkadaşım bana eski zamanlardan kalma bir hikâye anlatmıştı. O kadar etkileyici ve düşündürücüydü ki, uzun süre zihnimde dönüp durdu. Hikâye, sadece eski bir dönemi değil, aynı zamanda toplumsal değişimleri ve cinsiyet rollerinin nasıl şekillendiğini de yansıtıyordu. Ben de düşündüm, belki sizlerle paylaşmak bu kadar anlamlı olurdu. İşte size, zaman içinde nasıl şekillenen toplumsal normların, bireylerin yaşamlarına nasıl dokunduğuna dair bir öykü…

Küçük Bir Çocuğun Başlangıç Noktası

Bir zamanlar, Anadolu'nun sakin bir köyünde, Nisan ayında doğmuş bir çocuk vardı. İsmi Ali. Henüz beş yaşındayken, mahalle mektebine gitmesi gerektiği söylenmişti. Ama kim demişti bunu? Birçokları, bu sorunun cevabını net bir şekilde veremiyordu. Annesi mi? Babası mı? Yoksa köyün ileri yaştaki insanları mı?

Ali’nin annesi, kız çocuklarının okula gitmesini bir nebze kabullenebilmişti ama erkek çocuklarının eğitimine çok daha önem veriyordu. Ali’nin annesi, ona her zaman sevgiyle yaklaşır, ancak eğitimi konusunda bir endişe duymazdı. Çünkü köyde, erkek çocuklarının eğitimi kadınlardan daha öncelikli kabul edilirdi. Annesi, onu mahalle mektebine göndermek için sürekli olarak köyün ileri yaştaki büyüklerinden cesaret almak isterdi. Kadınların empatik yaklaşımı, Ali’nin eğitimine yönelik hassasiyetlerini etkiliyordu.

Baba ve Çözüm Odaklı Bakış Açısı

Ali’nin babası, köydeki en işlek tüccarlardan biriydi. Her zaman çözüm odaklı bir insandı. Oğlunun eğitimine dair çok daha farklı bir bakış açısına sahipti. Eğitim onun için sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir fırsattı. “Eğer oğlum iyi bir eğitim alırsa, o da bir gün beni aşar,” derdi hep. Bu bakış açısı, erkeğin toplumdaki rolünü ve onun çocuk yetiştirme konusundaki stratejik yaklaşımını yansıtan önemli bir unsurdu.

Ali'nin babası, köyün ileri yaştaki büyüklerine, oğlunun eğitimine dair daha sağlam bir karar almak için gitmeye karar verdi. Bu, annesinin bir şekilde desteklemediği bir fikir olarak kalmıştı. Babasının amacı, çocuğunun sadece okuma yazma öğrenmesini değil, aynı zamanda dünyayı kavrayabilmesi için gereken bilgiyi edinmesini sağlamaktı. Ancak bu, annesinin empatik yaklaşımına karşı bir çelişki doğurmuştu.

Mahalle Mektebi: Erkeklerin Stratejisi, Kadınların Empatisi

Bir hafta sonra, Ali, mahalle mektebine gitmeye başladı. Kendisini, köyün en önemli figürlerinden biri gibi hissediyordu. Çünkü mahallenin diğer çocukları, ilk başta onu oldukça hayranlıkla izlediler. Onun gibi bir çocuk, eğitim almak için en iyi fırsata sahipti. Ancak Ali’nin günlük hayatı, evin içinde de dışarısında da kolay değildi. Evde annesi, ona sürekli olarak sevgi gösteriyor, ancak onun eğitimine dair duygusal ihtiyaçlarını görmezden geliyordu. Onun için en önemli şey, oğlunun eğitimi ile ilişkili bir duygusal bağ kurmak değildi; o, eğitim yoluyla çocuğunun daha iyi bir yaşam kurması gerektiğini biliyordu.

Öte yandan, babası, okulda öğrendiklerinin iş hayatına nasıl aktarılabileceğine dair net bir plan yapıyordu. Ali'nin her gün mahalle mektebinde öğrendiklerini, gelecekte köyde daha büyük işlere imza atabilmesi için nasıl stratejik bir şekilde kullanacağı hakkında düşünüyordu. Bu erkek bakış açısı, tüm köydeki iş dünyasında ilerlemek isteyen diğer erkeklerin düşünce tarzını da etkileyen bir bakış açısıydı.

Kadınların Eğitimdeki Rolü: Sosyal ve Duygusal Bir Perspektif

Ali’nin annesi ise oğlunun sadece okuma yazma bilmesinin yeterli olmayacağını düşünüyordu. "Eğitim, sadece kelimeler ve sayılarla değil, insanların birbirini anlamasıyla da ilgilidir," derdi. Her gün oğluyla birlikte ev işlerini yaparken, ona doğru ve nazik konuşmanın, insanlarla iyi ilişkiler kurmanın ne kadar önemli olduğunu öğretmeye çalışıyordu. Bu anlayış, kadınların toplumsal yapı içindeki ilişkisel yaklaşımını yansıtırken, bir annenin nasıl yalnızca eğitimle değil, aynı zamanda sosyal duygusal gelişimle de ilgilendiğini gösteriyordu.

Ali’nin annesi, oğlunun dünya görüşünü şekillendirmenin, sadece okuma yazma öğretmekten çok daha derin bir şey olduğunu fark etti. Her ikisi de farklı bakış açılarıyla oğullarının geleceği için mücadele etseler de, aslında aynı amaca hizmet ediyorlardı. Anne ve babanın birbirini tamamlayan bu yaklaşımları, Ali’nin ilerideki hayatta nasıl bir insan olacağına dair büyük bir iz bıraktı.

Sonuç: Eğitim, Hem Strateji Hem de Empati İster

Ali’nin mahalle mektebine gitme kararı, sadece bir çocuğun eğitim hayatının başlangıcı değildi. Aynı zamanda toplumun, cinsiyet rolleri üzerinden şekillenen bir yapıyı da gözler önüne seriyordu. Erkeklerin çözüm odaklı, stratejik düşünme biçimleri ile kadınların empatik, ilişkisel yaklaşımlarının bir arada var olduğu bir ortamda büyüyen Ali, hem duygusal hem de entelektüel olarak dengeli bir birey olmayı başardı.

Peki, sizce bu iki yaklaşım arasındaki denge nasıl sağlanabilir? Toplumun bu dengeyi nasıl daha sağlıklı hale getirebileceğini düşünüyorsunuz?