Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü ?

Beyza

New member
Cumhuriyet arşivindeki haberde gazetecilerin olay yerine gittiği, yakınları tarafından engellendiği ve bazı gazetecilerin taşlandığı dahi aktarılıyor.

Bu ayrıntı bana göre hikâyenin en çarpıcı bölümlerinden biri.

Çünkü burada iki farklı ihtiyaç karşı karşıya geliyor:

Gazeteci “Ne oldu?” sorusunun cevabını arıyor.

Aile ise “Bize biraz alan bırakın” diyor.

Bugün medya etiği açısından bu çatışmayı daha farklı kavramlarla tartışıyoruz. Özellikle ölüm, yas ve intihar gibi hassas konularda kişinin ve ailesinin mahremiyetine saygı çok daha önemli hale geldi.

Dolayısıyla Ekrem Dürüst'ün hikâyesi, yalnızca onun yaşamını değil, Türkiye'deki medya kültürünün geçirdiği dönüşümü de düşünmek için bir fırsat sunuyor.

45 yaş: Bir rakamdan daha fazlası

“Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü?” sorusunun cevabı kısa:

45 yaşında.

Fakat 45 sayısının yanında 1993 yılını da koyduğumuzda hikâye değişiyor.

Çünkü 45 yaş, bir insanın hayatının tamamlandığı bir rakam değil. Tam tersine, günümüz açısından hâlâ üretkenlik ve deneyim dönemi olarak kabul edilebilecek bir yaş.

Dürüst'ün ölümünün ardından ailesinin yaşamı devam etti. Kızı Elif Dürüst'ün 1970 doğumlu olduğu ve ilerleyen yıllarda eğitim ile sosyal sorumluluk alanlarında faaliyet gösterdiği kaynaklarda yer alıyor.

Bu ayrıntı önemli.

Çünkü tarih çoğu zaman büyük isimleri yalnızca başarıları ve ölümleri üzerinden anlatıyor. Oysa bir insanın gerçek mirası bazen kendi yaptıklarından çok, ardından bıraktığı insanların hayatlarında ortaya çıkıyor.

Bir babanın çocuğunda bıraktığı iz, bir eşin yıllarca taşıdığı hatıra, bir şirketin sonraki yıllardaki yolculuğu veya bir kulübün arşivinde kalan eski bir yönetim kurulu kararı...

Bunların hepsi tarihin küçük parçaları.

Aile, başarı ve görünmeyen yükler

Bu hikâyeyi araştırırken dikkatimi çeken başka bir şey de “başarı” kelimesinin ne kadar yanıltıcı olabileceği oldu.

Ekrem Dürüst'ün ticari hayatına baktığımızda başarılı bir iş insanı portresiyle karşılaşıyoruz. Alo ve Mintax gibi markalar, dönemin tüketim dünyasında önemli bir görünürlüğe sahipti. Galatasaray yönetiminde yer alması da sosyal çevresinin genişliğini gösteriyordu.

Fakat başarı, insanın bütün hayatını açıklayan bir anahtar değildir.

İnsanlar aynı anda hem başarılı hem yorgun olabilir.

Hem güçlü görünüp hem yardıma ihtiyaç duyabilir.

Hem stratejik kararlar verebilir hem de duygusal olarak zorlanabilir.

İşte erkeklerden sürekli güçlü, çözüm odaklı ve dayanıklı olmalarını bekleyen toplumsal anlayış burada sorgulanmayı hak ediyor.

Aynı şekilde kadınları yalnızca “duygusal destek veren”, “aileyi toparlayan” kişiler olarak görmek de eksik bir yaklaşım.

Gerçek hayat bundan çok daha karmaşık.

Bir kadın son derece stratejik bir iş insanı olabilir. Bir erkek ailesiyle ilgili meselelerde son derece duyarlı ve ilişkisel davranabilir. Hatta aynı kişi, hayatının farklı dönemlerinde bu özelliklerin hepsini gösterebilir.

Bu nedenle Ekrem Dürüst'ün hikâyesini cinsiyet kalıpları üzerinden değil, insanların üzerindeki beklentiler üzerinden okumak daha anlamlı geliyor.

Bugünden 1993'e bakınca ne değişti?

1993'te internet yoktu.

Sosyal medya yoktu.

Bir haberin saniyeler içinde milyonlarca kişiye ulaşması mümkün değildi.

Bir insan hakkında yapılan yorumlar, gazete sayfalarında veya televizyon ekranlarında kalıyordu.

Bugün ise tek bir ölüm haberi birkaç dakika içinde binlerce yorumun konusu olabiliyor.

Bu değişim bize başka bir sorumluluk yüklüyor.

Bir insanın hayatını yalnızca son birkaç saatine bakarak değerlendirmemek.

Bir ölümün arkasında kanıtlanmamış hikâyeler üretmemek.

Ailenin acısını merak duygusunun önüne koymak.

Ve özellikle intihar gibi hassas konularda romantikleştirmeden, yöntem ayrıntılarına girmeden, kişinin hayatını tek bir olayla özdeşleştirmemek.

Ekrem Dürüst'ün 1993'teki ölümünü anlamaya çalışırken bence en sağlıklı yaklaşım bu.

Peki geriye ne kaldı?

Bir gazete kupüründe 45 yaşında bir adam.

Bir şirket tarihinde geçen markalar.

Galatasaray'ın eski yönetim kurulu listelerinde görünen bir isim.

1993 yılının İstanbul'unda yaşanan bir gece.

Ardından büyüyen çocuklar.

Yıllar sonra hâlâ sorulan “Neden?” sorusu.

Ve cevabı tam olarak bilinmeyen bir hayatın geride bıraktığı sessizlik.

Belki de bu hikâyenin en önemli tarafı tam olarak burada.

İnsanları yalnızca başarılarıyla tanımlamak kolay.

Onları yalnızca trajedileriyle tanımlamak da kolay.

Asıl zor olan, ikisinin arasındaki bütün hayatı görebilmek.

Ekrem Dürüst'ün 45 yaşında, 1993 yılında hayatını kaybettiği dönemin güvenilir arşiv kayıtlarıyla doğrulanabiliyor. Özellikle 10 Kasım 1993 tarihli Cumhuriyet kaydı bu konuda doğrudan tarihsel bir kaynak niteliğinde.

Ama “45 yaşında öldü” cümlesi, aslında hikâyenin sonu değil.

Belki başlangıcı.

Çünkü bu rakamı gördüğümüzde kendimize şu soruları sormak mümkün:

Bir insanın hayatını kaç yaşında öldüğüne bakarak ne kadar anlayabiliriz?

Başarı ile mutluluk arasındaki ilişki gerçekten düşündüğümüz kadar güçlü mü?

Toplum, erkeklerden sürekli güçlü olmalarını beklerken onların kırılganlıklarını görmezden geliyor olabilir mi?

Kadınlardan ilişkileri ve duygusal yükleri taşımasını beklemek de aynı şekilde adil olmayan bir toplumsal görev paylaşımı yaratıyor olabilir mi?

Ve en önemlisi:

Bir insanın hayatını, onun ölümünden sonra bile sadece son günüyle değil, bütün hikâyesiyle hatırlamayı başarabilir miyiz?

Bence Ekrem Dürüst hakkında bugün yeniden konuşulmasının en anlamlı tarafı da bu. Çünkü bazen eski bir gazete kupürü, bize yalnızca geçmişte ne olduğunu anlatmaz. Bugün insanlara nasıl baktığımızı da sorgulatır.

Ve belki de 1993'ten bugüne kalan en güçlü soru budur: Bir insanı gerçekten tanımak için onun hakkında kaç bilgiye değil, kaç farklı açıdan bakmaya ihtiyacımız var?

Hikâyeyi 1000 kelimeyi aşacak şekilde genişletKurgusal sahneleri gerçek bilgilerden ayır

Hikâyeyi 1000 kelimeyi aşacak şekilde genişlet

Kurgusal sahneleri gerçek bilgilerden ayır

İntihar haberindeki dili daha sorumlu yap
 
Üst