Pasif öğrenme kuramı nedir ?

Kaan

New member
Pasif Öğrenme Kuramı Nedir? Farklı Kültürler, Toplumlar ve İnsan Davranışları Açısından Kapsamlı Bir Bakış

Giriş: Farkında Olmadan Neler Öğreniyoruz?

Hiç bir ortamda uzun süre bulunduktan sonra, kimsenin size özellikle öğretmediği bazı davranışları kendiliğinizden benimsediğinizi fark ettiniz mi? Örneğin, bir ailede çocukların büyüklerin sözünü kesmemesi gerektiğini öğrenmesi, bir iş yerinde yeni başlayan kişinin yöneticisinin davranışlarını gözlemleyerek kurumun kurallarını anlaması ya da başka bir ülkeye giden birinin zamanla o toplumun selamlaşma biçimlerine alışması... Bunların hepsi öğrenmenin yalnızca ders kitapları, sınavlar ve doğrudan anlatımla sınırlı olmadığını gösteriyor.

Pasif öğrenme kavramı tam da bu noktada ilgi çekici hâle geliyor. İnsan bazen bir şeyi öğrenmek için özellikle çaba göstermiyor gibi görünse de çevresinden gelen bilgileri, davranışları ve toplumsal mesajları zihninde işleyebiliyor. Üstelik bu süreç, kişinin içinde yaşadığı kültürden, aile yapısından, ekonomik koşullardan ve toplumsal beklentilerden bağımsız gerçekleşmiyor.

Peki pasif öğrenme gerçekten pasif olmak anlamına mı geliyor? Farklı toplumlarda insanlar aynı şekilde mi öğreniyor? Kadınların ve erkeklerin öğrenme deneyimleri hangi koşullarda farklılaşabiliyor? Gelin, konuyu yalnızca eğitim sistemi açısından değil, kültürler, toplumsal ilişkiler ve gündelik yaşam üzerinden de ele alalım.

1. Pasif Öğrenme Kuramı Nedir?

Pasif öğrenme, genel anlamda bireyin bilgiyi doğrudan bir uygulama yapmadan, çoğunlukla dinleyerek, okuyarak, izleyerek veya çevresindeki olaylara maruz kalarak edinmesini ifade eder. Öğretmenin anlattığı dersi dinleyen, belgesel izleyen, bir konuşmayı takip eden ya da başka insanların davranışlarını gözlemleyen kişi bu tür öğrenme süreçlerine katılabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Pasif öğrenme, eğitim psikolojisinde bütün araştırmacıların üzerinde uzlaştığı, tek ve sınırları kesin biçimde belirlenmiş bir kuramın adı değildir. Kavram çoğunlukla aktif öğrenmeyle karşılaştırılarak kullanılır. Ayrıca gözlem yoluyla öğrenme, sosyal öğrenme ve bilişsel öğrenme gibi yaklaşımlarla yakından ilişkilidir.

Örneğin Albert Bandura'nın sosyal öğrenme yaklaşımı, insanların başkalarının davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını gözlemleyerek öğrenebildiğini açıklar. Bir çocuk, arkadaşının yardım ettiği için takdir edildiğini gördüğünde yardımlaşmanın olumlu sonuçlar doğurabileceğini anlayabilir. Başka bir çocuk ise bir kişinin farklı düşüncesini dile getirdiği için dışlandığını gözlemleyerek sessiz kalmayı tercih edebilir.

Her iki durumda da doğrudan bir ders verilmemiştir. Buna rağmen birey, sosyal çevresinden davranışsal ve kültürel mesajlar edinmiştir. Bandura'nın yaklaşımında dikkat, hatırlama, davranışı gerçekleştirebilme ve motivasyon gibi süreçler önemlidir. Dolayısıyla gözlem yoluyla öğrenme, zihnin hiçbir şey yapmadan bilgiyi depolaması anlamına gelmez.

Bana göre bu ayrım, konunun en önemli noktalarından biri. Bir insan dışarıdan sessiz görünürken içeride karşılaştırmalar yapıyor, neden-sonuç ilişkileri kuruyor ve gördüklerini kendi deneyimleriyle birleştiriyor olabilir.

2. Pasif Öğrenme ile Aktif Öğrenme Arasındaki Fark

Aktif öğrenmede kişi bilgiyi sorgular, tartışır, problem çözer, deney yapar veya öğrendiği bilgiyi yeni durumlarda kullanır. Pasif öğrenmede ise bilgiyle karşılaşma ve bilgiyi dinleme ya da gözlemleme daha belirgin bir yer tutar.

Örneğin bir öğrenci, tarih dersinde öğretmenini dinleyerek bir dönemin olaylarını öğrenebilir. Bu, ağırlıklı olarak anlatıma dayalı bir öğrenme deneyimidir. Aynı öğrenci daha sonra farklı kaynakları karşılaştırır, olayların nedenlerini tartışır ve kendi yorumunu geliştirirse aktif öğrenme süreçlerine de katılmış olur.

Burada iki yaklaşımı kesin sınırlarla birbirinden ayırmak her zaman doğru değildir. Dikkatle dinleyen bir öğrenci karmaşık ilişkileri çözümleyebilir; buna karşılık bir grup çalışmasına katılan öğrenci, konuyu düşünmeden yalnızca arkadaşlarının söylediklerini tekrarlayabilir. Dolayısıyla sınıfta fiziksel olarak etkin olmak, mutlaka derin öğrenme gerçekleştiği anlamına gelmez.

Freeman ve çalışma arkadaşlarının 2014 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan, 225 araştırmayı inceleyen meta-analizi bu tartışmaya önemli bir katkı sunuyor. Üniversite düzeyindeki fen, mühendislik ve matematik derslerini ele alan analizde aktif öğrenme uygulamaları, geleneksel ders anlatımına kıyasla sınav performansında ortalama artışla ilişkilendirilmiş; geleneksel anlatım ağırlıklı derslerde başarısızlık olasılığı daha yüksek bulunmuştur.

Bu sonuç, anlatımın her koşulda yararsız olduğunu göstermez. Daha çok, yalnızca dinlemeye dayanan öğretimin özellikle karmaşık kavramların öğrenilmesinde yetersiz kalabileceğine işaret eder.

Öyleyse asıl soru şu olabilir: Öğrencinin yalnızca ne kadar bilgi aldığına mı, yoksa bu bilgiyi ne kadar anlamlandırabildiğine mi bakmalıyız?

3. Kültürler Pasif Öğrenmeyi Nasıl Şekillendiriyor?

Öğrenme biçimleri, içinde yaşadığımız kültürün değerlerinden etkilenebilir. Bazı toplumlarda öğretmene saygı göstermek, dinlemek ve verilen bilgiyi dikkatle takip etmek önemli görülürken bazı eğitim ortamlarında soru sormak, tartışmak ve bireysel görüş ortaya koymak daha fazla teşvik edilir.

Ancak kültürleri birbirinden tamamen ayrı kutulara yerleştirmek doğru olmaz. Aynı ülkenin farklı bölgelerinde, okullarında ve ailelerinde bile önemli farklılıklar görülebilir. Kültürel örnekleri değişmez kurallar olarak değil, öğrenme ortamlarını anlamaya yardımcı olabilecek eğilimler olarak değerlendirmek gerekir.

Doğu Asya toplumları: Gözlem, tekrar ve disiplin

Japonya, Güney Kore ve Çin gibi toplumların bazı eğitim ortamlarında düzenli çalışma, tekrar, öğretmene saygı ve temel bilgilerin sağlam öğrenilmesi önemli bir yer tutar. Bu koşullarda öğrenci, öğretmenin örneklerini dikkatle izleyerek bir yöntemi öğrenebilir ve benzer soruları tekrar tekrar çözerek bilgisini pekiştirebilir.

Böyle bir yaklaşımın güçlü tarafı, sistematik çalışma alışkanlığı kazandırabilmesidir. Özellikle matematiksel işlemler, yazı sistemleri ve belirli teknik beceriler söz konusu olduğunda model izlemek ve tekrar yapmak işe yarayabilir.

Bununla birlikte, bu toplumların tamamında öğrencilerin sorgulamadan öğrenmeye yöneldiğini söylemek büyük bir genelleme olur. Söz konusu ülkelerde de araştırmaya, problem çözmeye, tartışmaya ve yenilikçi düşünmeye dayalı eğitim uygulamaları bulunmaktadır. Ayrıca akademik başarıyı yalnızca kültürle açıklamak; aile beklentilerini, okul politikalarını, öğretmen yetiştirme sistemlerini ve ekonomik koşulları göz ardı etmek anlamına gelir.

Bence buradan çıkarılabilecek önemli ders, disiplinli dinlemenin kendi başına bir sorun olmadığıdır. Sorun, öğrenenin soru sormasına veya öğrendiğini eleştirel biçimde değerlendirmesine izin verilmediğinde ortaya çıkar.

Batı toplumları: Bireysel ifade ve katılımcı eğitim

ABD, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerindeki eğitim kurumlarında tartışma, proje çalışması, bireysel ifade ve öğrenci katılımı belirgin biçimde öne çıkabilir. Öğrenciden yalnızca doğru cevabı bulması değil, cevaba nasıl ulaştığını açıklaması da istenebilir.

Bu ortamda pasif öğrenmenin sınırları daha görünür hâle gelir. Öğretmenin anlattıklarını not almak başlangıç için yararlı olsa da öğrenci bilgiyi tartışmadığında veya uygulamadığında eksiklerini fark etmekte zorlanabilir.

Öte yandan katılımcı eğitim anlayışı da her öğrenci için otomatik olarak eşit fırsatlar yaratmaz. Kendini rahat ifade eden, dili iyi kullanan veya tartışma kültürüne aşina olan öğrenciler daha fazla söz alabilir. Çekingen öğrenciler, ikinci dilinde eğitim görenler ya da topluluk önünde konuşma konusunda kaygı yaşayanlar geride kalabilir.

Bu nedenle iyi bir eğitim sistemi, yalnızca en çok konuşan öğrencileri değil, sessizce düşünenleri de desteklemelidir. Bazen önce dinlemek, sonra yazılı olarak yanıt vermek veya küçük gruplarda tartışmak daha kapsayıcı bir öğrenme ortamı yaratabilir.

Afrika toplumları: Topluluk, sözlü kültür ve kuşaklar arası öğrenme
 
Üst